Güncel Sağlık Haberleri

9 Eylül 2008 Salı

Allerjik Nezle Nedir?

Allerjik nezle, hapşırma, burunda tıkanıklık, kızarıklık, kaşıntı ve akıntı ile seyreden ve toplumda sık görülen bir hastalıktır. Allerjik nezle mevsimsel bir seyir izleyebilir ya da belirtiler yıl boyunca hiç azalmadan devam edebilir.
Mevsimsel seyir izleyen tip daha sıktır, ilkbahar ve sonbaharda çeşitli polenlerin ortaya çıkması ile belirtilerde artış gözlenir. Yıl boyunca süren allerjik nezleye ise sebep olarak ev tozu gibi sürekli ortamda bulunabilen allerjenler gösterilmektedir.
Allerjik nezlenin tedavisi için temel amaç allerjiye neden olan uyaranın ortamdan uzaklaştırılmasıdır. Polenlerden korunmak için bahar aylarında pencereleri kapalı tutmak ve hava filtresi kullanmak düşünülebilir. Sabah erken saatlerde, kuru ve sıcak havalarda dışarıya çıkmamak polenlerden kaçınmak için çözüm olabilir. Tatil zamanlarını bahar aylarının dışında planlamak da faydalı bir önlem olabilir. Evcil hayvanların tüy, salya, dışkı ve idrarları ile temas etmemeye özen göstermek gerekir. Ev ve işyerinde küf oluşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Akarlar ev tozu üzerinde yaşarlar ve dışkıları ile allerjik nezleye neden olurlar. Akarları ortamdan uzaklaştırmak için düzenli olarak elektrik süpürgesi ile temizlik yapmak ve yatak takımları ile perdeleri sıcak suyla yıkamak yerinde olacaktır.
Tedavi
Allerjik nezle tedavisi için kullanılan birkaç çeşit ilaç vardır:
Antihistaminikler
Sıkça başvurulan ilaçlardır. Histaminin etkisini bloke ederek allerjik nezle belirtilerini önlemeye yönelik bir yaklaşımdır. Fakat histamin salınımı allerjik nezleye yol açan mekanizmalardan sadece bir tanesidir. Antihistaminikler muhtemelen burun akıntısını iyileştirecektir ancak tıkanıklık konusunda fazla bir şey yapamayacaktır. Antihistaminikler yan etki olarak en sık sersemlik hissine yol açarlar.
Dekonjestan
İlaçlar burundaki damarları daraltarak rahatlama sağlamayı hedefler. Bu ilaçlar bazı kişilerde sıkıntı hissi ve uykusuzluğa neden olabilir. Dekonjestan ilaçlar fazla kullanılırsa allerjik nezle belirtilerini daha da kötüleştirebilirler Örneğin burun tıkanıklığı daha da artabilir.
Buruna Uygulanan Anti-Enflamatuar İlaçlar
Bugün allerjik tedavi için etkin tedavi imkanı sunan ilaçlar olarak görülmektedir. Doğrudan buruna uygulanan Flutikazon propiyonat burun bölgesinde anti enflamatuar etki göstererek tedavi sağlar. Allerjik nezle belirtilerinin temelinde yatan ana neden burundaki enflamasyon olduğu için, bu anti enflamatuar etki burundaki kaşıntı, akıntı, tıkanıklık ve hapşırmanın gerilemesini sağlar. Ağızdan alınarak bütün vücuda dağılmış olan antihistaminik ve dekonjestan ilaçlardan farklı olarak Flutikazon propiyonat, sersemlik hissine yol açmaz. Tedavide ilacı sadece ihtiyaç duyulan bölgeye yani buruna uygulamak mümkün olur.
Kime Başvurmak Gerekir?
Allerjik nezle konusunda hangi tedaviyi almak gerektiğine başvurulan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı hekim karar verebilecektir.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Serinleyeyim Derken Hastalanmayın!


Klimalar birer kurtarıcı gibi görünüyor ancak dikkat edin...
Bunaltıcı sıcakların yaşandığı bugünlerde klimalar adeta bir kurtarıcı gibi görünüyor. Ancak, sıcaklardan kurtulayım derken sağlığınızı kaybetmeyin!

Klimalara yerleşen ve buradan yayılan bir bakteri, akciğerleri tehdit ederek ölüme bile neden olabiliyor.

Klimalar, doğru kullanılmadığında üst solunum yolları başta olmak üzere pekçok hastalığın nedeni olabiliyor.

Kulak burun boğaz uzmanı Abdülkadir Göksel uyarıyor:
"Çok sıcak havada birden bire soğuk ortama girmek hele hele vücut direnci düşük bir kişi ciddi şekilde ses kısıklığı, boğaz ağrısı franjit basit bir nezle grip gibi bir hastalığa yolaçacaktır."

Hele bir hastalık var ki, "klima hastağı" olarak da biliniyor ve tedavi edilmediğinde ölüme bile neden olabiliyor.

Hastalık, ilk kez 1976 yılında ABD'de tanısı konulmuş tedavi edilemeyen bir zatürre olarak tanımlanmış. Bu, antibiyotik tedavisine cevap alınamayan bir zatürre türü.

Ateş, halsizlik, baş ağrısı, karın ağrısı, yaygın kas ağrıları, deri döküntüleri, kuru öksürük, nefes darlığı, karın ağrısı, bulantı-kusma, ishal, bilinç bozukluğu bu hastalığın en yaygın belirtileri.

Klimalardaki filtre temizliği ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması ise çok önemli..

Yine uzmanların verdiği bilgilere göre vücut direncini güçlü tutmak için bir takım doğal maddelerden yararlanılabilir. Bu konuda betaglukanlar oldukça faydalı bulunuyor. Özellikle koyu yeşil yapraklı bitkiler vitamin yönünden oldukça zengin...

http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=208705&k=5

Kene ferdi kaza sigorta kapsamında


Kenenin de içinde bulunduğu her türlü haşere ve böcek sokmalarına karşı sigorta güvencesi

Fortis, kenenin neden olduğu Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığını ferdi kaza sigortaları kapsamına aldığını bildirdi.
Fortis'ten yapılan yazılı açıklamada, ''Fortis World Güvenlik Planı ve Kredi Kartı Destek Sigortası'' kapsamında, kenenin de içinde bulunduğu her türlü haşere ve böcek sokmalarına karşı müşterilere teminat verildiği kaydedildi.
Ferdi kaza sigortası ürününün, kene ısırmaları ile ilgili teminatları kapsamında kaza sonucu vefat maddesine göre, sigortalının ferdi kaza sigortası genel şartlarına giren bir kaza neticesinde vefatı halinde poliçede yazılı sigorta bedeli, ferdi kaza sigortası genel koşulları çerçevesinde sigortalının kanuni varislerine ödeniyor.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=91953&cat=220&dt=2008/08/18

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Meme kanseri riski sıfırlanmış bebek

Her yıl 1 milyondan fazla insanın yakalandığı göğüs kanserine karşı yeni bir yöntem geliştirildi
Yılbaşında dünyaya gelecek olan bebeğin göğüs kanseri riski sıfıra indirildi. Baba adayının annesi, kızkardeşi, büyükannesi ve kuzeni göğüs kanserine yakalanmıştı

HER yıl 1 milyondan fazla insanın yakalandığı göğüs kanserine karşı yeni bir yöntem geliştirildi. İngiliz uzmanlar, ocak ayında dünyaya gelecek bir bebeğin genetik olarak göğüs kanserine yakalanma riskini sıfıra düşürmeyi başardı. Sunday Times gazetesinin haberine göre, bu yöntem ailelerinde göğüs kanseri yaygın olarak görülen bir çiftin bebeklerine uygulandı. Adı açıklanmayan 28 yaşındaki baba adayının annesi, kızkardeşi, büyükannesi ve kuzeni göğüs kanserine yakalanmıştı. Bu kansere neden olan BRCA-1 geninin de babada bulunduğu tespit edildi. Uzmanlar, bu nedenle doğacak çocuğun da göğüs kanserine yakalanma riskini yüzde 50 ile yüzde 85 arasında hesapladı. Bunun üzerine aile çocuklarını bu hastalıktan korumak için arayışa girdi. Çiftin başvurduğu Londra Üniversitesi uzmanları, çiftten aldıkları 11 embriyon örneğini, pre-implantasyon genetik tanı adı verilen yöntemle inceledi. İnceleme sonunda Embriyonların beşinde BRCA-1 geninin bulunmadığını belirledi. Bu embriyonlardan ikisi anne adayının rahmine yerleştirilerek hamilelik sağlandı. Sağlıklı iki embriyon ise daha ileriki dönemlerde kullanılması için donduruldu. Bu sayede doğacak bebeğin genetik olarak göğüs kanserine yakalanma riski bertaraf edilmiş oldu. Şimdi 14 haftalık hamile olan 27 yaşındaki anne adayı “Eşimin ailesinde üç kuşaktır göğüs kanseri görülüyor. Aralarında 27 yaşındayken bu hastalığa yakalananlar bile var. Biz de kendi çocuğumuzu bundan korumak istedik. Çünkü bizim çocuğumuzda da bu gen olursa ve hastalığa yakalanırsa ’bunu önlemek için hiçbir şey yapmadık’demek istemiyoruz” diye konuştu.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=13.08.2008&Newsid=186818&Categoryid=41

Çocuğunuz horluyor mu?

“Çocuğunuzda horlama problemi varsa, bu sorunu birkaç haftadan uzun süredir devam ediyor veya yakın ailede horlama, uykuda nefes kesilmesi gibi belirtileri olan bireyler varsa bir uyku testinden geçmesi gerekli olabilir.”

Uyku hemen bütün canlıların olmazsa olmaz fizyolojik ihtiyaçlarından birisidir. Özellikle en gelişmiş ve karmaşık beyin yapısına sahip insanlar için uykusuz yaşam sürdürebilmek mümkün değildir. İnsan yavrusu doğduğunda beyni tamamen gelişmiş ve olgunlaşmış değildir. Beyin ağırlığı yaşamın ilk aylarında iki katına çıkar, ilk yıllarında yeniden iki misli büyür. Bu büyüme süreci içinde yaşamımızı ömür boyu etkileyecek sinirsel bağlantılar oluşturulur ve pekiştirilir. Bu süreç içinde beynin uykuya ihtiyacı her zamankinden daha çoktur. Yeni doğan, günde 19-22 saat uyuyabilir. Daha da önemlisi, bu uykunun %80’e varan oranı, REM Uykusu adını verdiğimiz, rüyaların en sık görüldüğü ve belleğimizin pekiştiği uyku evresi içinde geçer. Sağlıklı büyüme ve zihinsel gelişme için sağlıklı uyku vazgeçilmez bir koşuldur. Bundan başka, büyüme hormonu özellikle derin uyku evresinde salgılanır ve bebeğin/çocuğun düzgün gelişmesinde en önemli rolü oynar. Bu nedenlerle çocuklardaki uyku kalitesini ve süresini bozan problemler, önemli gelişim ve davranış sorunlarına yol açabilirler. Bu problemlerin bir kısmı ısı, gürültü, yatağın rahatsızlığı gibi dış etkenlerden, bazıları sindirim sorunları, diş çıkartma, ağrılar ve acılardan kaynaklanabilir. Çocuklar bilinçlendikçe korkular, endişeler ve huzursuzluklar kötü rüyalar, kabuslar da uykularını zaman zaman olumsuz etkiliyebilir.

Anne-babaların dikkat etmesi gereken bir problem de bebeklerin ve çocukların uykudaki solunumlarının düzgün olup olmadığıdır. Zaman zaman hırıltılı nefes almak veya 1-2 saniye nefes tutmak olağan sayılabilir. Ama horlama, 3-4 saniyeyi aşan nefes kesilmeleri, nefes tutarak çırpınarak uyanma, özellikle dudaklarda hafif de olsa morarmalar, uyku apnesi veya üst solunum yolları direnci adları verilen rahatsızlıkların belirtileridir ve çocuğun mutlaka bir çocuk doktoruna ve gerekirse kulak-burun-boğaz hekimine gösterilmesi gerekir.

Bu sorun bir kaç haftadan çok sürerse ve yakın ailede horlama, uykuda nefes kesilmesi gibi belirtileri olan bireyler varsa çocuğun bir uyku testinden geçmesi gerekli olabilir. Bütün gece, solunum, oksijenlenme, kalp atımı ve uyku EEG’sinin izlendiği ve polisomnografi adı verilen test sonuçlarına göre, sorunun cinsine ve derecesine uygun tedavi belirlenir.

Uykuda horlama veya nefes almada zorlukla ve düzensizlikle ortaya çıkan solunum bozukluklarında beyin, nefes kesilmelerini sonlandırmak için birkaç saniye için bile olsa uyanmak ve hava yollarını açmak zorundadır. Bu kısacık uyanmalar ise uyku devamlılığını bozar, kalitesini düşürür. Sonuç ise davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dalgınlık, huysuzluk, aşırı yaramazlık gibi problemlerden gece altını ıslatmaya varan çok sayıda soruna yol açabilir. Atalarımız, “Uyusun da büyüsün!” diye ninni söylerken büyüme hormonunun derin uykuda salgılandığını acaba biliyorlar mıydı?

http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr/Bebek/Default.aspx?aType=ArticleDetail&ARTICLEID=1824&parCATID=72&ver=80

Tatil dönüşü depresyona dikkat

Yaz ayları çoğu insan için tatil aylarıdır. Ancak bu tatillerin dönüşlerinin kişiyi depresif duygulanıma hatta depresyona kadar sürükleyebilecek sonuçları olabilir.


Bu riskli durumları iki ana başlık altında toplayabiliriz:

Tatilin beklenen kadar hatta kimi zaman daha iyi geçmesi

Tatili iyi ve istediği gibi yaşayan kişi bu tatil bittiğinde gerçekliğine döneceğini fark etmediği veya kabullenmediği takdirde sinirlilik, yorgunluk, tahammülsüzlük, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah düzensizliği gibi depresif duygudurum belirtileri gösterebilir.

Araştırmalar özellikle lüks (kendi günlük hayat standardının üstünde) tatiller sonrası bu tip belirtilerin daha fazla görüldüğünü; kişilerin bu tatiller dönüşünde yoğun adaptasyon sorunları yaşadığını göstermektedir. Tatil süresi uzadıkça kişinin kendi gerçekliğinden uzaklaşması da o kadar köklendiğinden, bu belirtilerin uzun tatillerle birlikte daha yoğunlaştığı gözlemlenmiştir. Bu belirtilerin oluşma riskini azaltmak için kişiler tatilin “yeni bir gerçeklik” değil sadece bir “ara” olduğunu baştan fark etmelidirler. Ayrıca, döndükleri zaman iş ve sorumlulukları dışında kendileri için yapacakları aktiviteler hazırlamaları (konser bileti almak, yeni bir yemek kursuna başlamak, bir davet organize etmek vs.) ve iş yüklerini mümkün olduğunca tatil öncesinden azaltıp sonrasına rahat bir program bırakmaya çalışmaları önerilebilir.

Tatilin beklendiğinden kötü ve/veya beklentileri karşılamayarak geçmesi

Bu durum özellikle kontrolde olma inancı, ve mükemmeliyetçi yapısı yoğun olan kişilerin tatilleri sonrasında depresif duygulanım içine girmelerine yol açabilir. Bu kişiler için “kötü” geçen tatil onların başarısızlığı ve eksikliğidir. Bu da kabulü oldukça zor bir durum olup depresif duygulara yol açma olasılığındadır. Bu tip kişilerin baştan beklentilerini yüksek tutmamaya çalışmaları, bekledikleri gibi geçmeyen tatilin kendi hatalarının olmadığını görmeye çalışmaları, başarılı oldukları alanları kendilerine hatırlatıp bu durumun genel geçer bir gerçeklik olmadığını fark etmeye çalışmaları, mümkünse yeni bir kısa kaçamak tatil planlamaları önerilebilir. Bu başlık altındaki depresif duygulanım ilkine göre daha derin ve yoğun olabilir çünkü bir kök salmış bir kişilik ve düşünce yapısının ürünüdür. Bir uzman yardımı bu durumda hem o andaki sorun hem de kişinin genel anlamdaki hayat kalitesinin artmasına fayda sağlayacaktır.

http://saglik.milliyet.com.tr/Saglik/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=ruhsalsaglik&ArticleID=977988&Date=13.08.2008&b=Tatil dönüşü depresyona dikkat&ver=72
Bu gadget'ta bir hata oluştu
Loading...

IZLESENE.COM - Gün Videoları